UŞAK’TA YUNAN MEZALİMİ (1920–1922)
Uşak’ta Yunan mezalimi, 1920–1922 yılları arasında yalnızca bir işgal süreci değil, sivil halkı hedef alan sistemli bir yıkım ve sindirme politikası olarak ortaya çıkmıştır. Batı Anadolu’nun iç kesimlerinde stratejik bir geçiş noktası olan Uşak, Yunan ordusunun ilerleyişi sırasında hem askeri hem de idari bakımdan önemli bir merkez olarak görülmüş, bu nedenle işgalin en ağır hissedildiği şehirlerden biri hâline gelmiştir. 29 Ağustos 1920’de Yunan birliklerinin şehre girmesiyle başlayan süreç, ilk aşamada idari kontrolün ele geçirilmesi ve yerel direniş unsurlarının tasfiyesi ile şekillenmiştir. Şehirdeki resmi kurumlar etkisiz hâle getirilmiş, ileri gelen kişiler ve Kuvâ-yı Milliye ile bağlantılı olduğu düşünülen şahıslar tutuklanmış, bir kısmı sürgün edilmiştir. Nitekim dönemin kayıtlarına göre Uşak’tan yaklaşık üç yüz kadar kişi Yunanistan’daki esir kamplarına gönderilmiş ve bu durum, halkı örgütsüz bırakmaya yönelik bilinçli bir strateji olarak uygulanmıştır¹. İşgalin ilerleyen aylarında Yunan kuvvetleri yalnızca askeri bir güç olarak değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal yapıyı hedef alan bir baskı unsuru olarak hareket etmiş, şehir ve çevresindeki köylerde sistemli bir yağma süreci başlatılmıştır. Tarım ürünlerine, hayvanlara ve ticari mallara el konulmuş; bu durum kırsal kesimde ciddi bir yoksullaşma ve göç dalgasına yol açmıştır². Uşak’ın geleneksel ekonomik yapısını oluşturan üretim faaliyetleri büyük ölçüde sekteye uğramış, özellikle halıcılık ve deri üretimi gibi sektörler durma noktasına gelmiştir. 1921 yılına gelindiğinde işgal politikalarının daha sert ve doğrudan sivil halka yöneldiği görülmektedir. Bu dönemde köy baskınları artmış, birçok yerleşim yerinde sivillerin topluca öldürüldüğüne dair tanıklıklar ortaya çıkmıştır. Kadınlara yönelik saldırılar, yaşlı ve çocukların hedef alınması, işgalin yalnızca askeri bir harekât değil, toplumu sindirmeye yönelik bir şiddet politikası olduğunu göstermektedir³. Bu uygulamalar Batı Anadolu’nun diğer bölgelerinde de görülmekle birlikte, Uşak ve çevresinde yoğunlaşarak bölgenin demografik ve sosyal yapısını derinden etkilemiştir. 1922 yılına gelindiğinde Türk ordusunun Büyük Taarruz hazırlıkları Yunan ordusunda çözülmeye yol açmış, geri çekilme sürecine giren birlikler kontrol ettikleri bölgelerde sistemli bir “yakıp yıkma” politikası uygulamaya başlamıştır. Bu politika, önce ekonomik değerlerin yağmalanması, ardından sivillerin göçe zorlanması veya öldürülmesi ve son olarak yerleşimlerin tamamen yakılması şeklinde üç aşamalı bir yıkım süreci olarak uygulanmıştır. Uşak, bu politikanın en ağır şekilde uygulandığı şehirlerden biri olmuştur. Ağustos 1922’nin son günlerinde başlayan yangınlar, yalnızca askeri geri çekilmenin bir sonucu değil, planlı bir imha hareketinin parçası olarak değerlendirilmelidir. Şehirdeki mahallelerin büyük bölümü ateşe verilmiş, özellikle Karaağaç, Kurtuluş ve Ünalan mahalleleri tamamen yok edilmiştir⁴. Tanıklıklar, yangınların rastlantısal değil, sistemli bir şekilde çıkarıldığını ve insanların kaçmasının engellenerek doğrudan hedef alındığını göstermektedir. Bu süreçte sivillerin öldürüldüğü, bazı durumlarda diri diri yakıldığı, kaçmaya çalışanların süngülenerek katledildiği yönünde çok sayıda ifade bulunmaktadır⁵. 1 Eylül 1922 akşamı Türk birliklerinin Uşak’a girmesiyle şehirdeki işgal sona ermiş, ancak geride büyük ölçüde tahrip edilmiş bir yerleşim kalmıştır. Şehre giren birliklerin karşılaştığı manzara, yanmış evler, yok olmuş mahalleler ve büyük ölçüde dağılmış bir nüfus olmuştur. Nitekim dönemin kaynakları, şehrin yaklaşık dörtte üçünün bu süreçte yok olduğunu açıkça belirtmektedir⁶. Bu yıkım, yalnızca fiziksel bir tahribat değil; aynı zamanda Uşak’ın sosyal dokusunun parçalanması anlamına gelmiştir. Aileler dağılmış, nüfusun önemli bir kısmı hayatını kaybetmiş ya da göç etmek zorunda kalmış, ekonomik hayat tamamen çökmüştür. Cumhuriyet döneminde Uşak’ın yeniden inşa edilmesi gerekliliği, bu büyük yıkımın doğrudan bir sonucudur. Uşak’ta yaşanan Yunan mezalimi, Türk İstiklal Harbi’nin yalnızca cephelerde verilen bir mücadele olmadığını; aynı zamanda sivil halkın ağır bedeller ödediği bir varoluş savaşı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu olaylar, geri çekilen bir ordunun uyguladığı sistemli imha politikası çerçevesinde değerlendirilmekte ve Batı Anadolu genelinde yaşanan benzer yıkımlarla birlikte ele alındığında, bölgesel ölçekte bir felaketin parçası olarak görülmektedir. Uşak örneği, bu felaketin en çarpıcı ve en yıkıcı örneklerinden biri olarak tarihsel hafızadaki yerini korumaktadır.
Dipnotlar:
-
T.C. Cumhurbaşkanlığı / TÜBA, Millî Mücadele’nin Yerel Tarihi: Uşak Bölümü.
-
Mehmet Karayaman, Uşak’ta Kuva-yı Milliye, İzmir 2009.
-
Sadiye Tutsak, “İzmir’in İşgalinden Sonra Uşak’ta Kuva-yı Milliye”, Akademik Makale.
-
TDV İslâm Ansiklopedisi, “Uşak” maddesi
-
Yerel tanıklıklar ve mezalim raporları (Mehmet Asım Us hatıraları ve bölgesel kayıtlar).
-
TDV İslâm Ansiklopedisi, “Uşak” maddesi






