Uşak Kervan Yolunda Bir Salur Mührü: Mıdıkzade Ahmed Bey ve Goca Çeşme
Uşak’ın Beylerhan köyünde sessizce akan Goca Çeşme, sadece susuzluğu gidermiyor; kitabesindeki "Miri Miran" unvanıyla koca bir imparatorluk hiyerarşisini, ardındaki hikâyesiyle de Oğuz’un Salur boyundan gelen Kızılkeçili aşiretinin destanını fısıldıyor.
UŞAK - Anadolu’nun kadim yollarında yürüyenler bilir; her taşın bir dili, her suyun bir hafızası vardır. Uşak-İzmir kervan güzergâhının kilit noktalarından biri olan Beylerhan köyündeki Goca Çeşme, tam 194 yıldır bu hafızayı diri tutuyor. Kızılkeçili aşiretinin reisi Mıdıkzade Ahmed Bey tarafından 1832 yılında inşa ettirilen bu yapı, bölgedeki Yörük-Türkmen varlığının en somut tapu senetlerinden biri kabul ediliyor.
Mimarideki Zarafet: Taşın Suyla İmtihanı
Goca Çeşme, Osmanlı taşra mimarisinin tipik ve vakur bir örneğini sergiliyor. Kesme taştan inşa edilen yapı, sivri kemerli bir niş içerisine yerleştirilmiş kitabesiyle dikkat çekiyor. Çeşmenin iki yanındaki dekoratif kabartmalar ve nişin derinliği, sadece işlevsel bir su yapısı değil, aynı zamanda bir estetik kaygı güdüldüğünü gösteriyor. Zamanın aşındırmasına rağmen dimdik ayakta duran bu yapı, kervan yolu üzerindeki yolcuların ve çevre obaların can damarı olma özelliğini koruyor.
Sözlü Tarihin Sesi: Selendili Etem Amca Anlatıyor
Saha gözlemlerimiz sırasında aslen Selendili olan, Karakozan Yörüklerinden Etem Amca ile çeşme başında karşılaşıyoruz. Elinde asası, heybesinde koca bir tarihle çeşmeyi şöyle anlatıyor:
"Evlat, bu suyun tadı başkadır. Bizim buralarda 'Mıdıklar' dendi mi durup bir düşüneceksin. Onlar Suriye’deki o meşhur Mıdık Kalesi’nden kopup gelmişler. Selendi’nin Mıdıklı mahallesi onların ocağıdır. Ahmed Bey, koca bir aşiretin, Kızılkeçililerin reisiymiş. Eskiler anlatır; Borlu Beyi ile bir husumet yaşamış, Rodos’a sürgüne gönderilmiş. Ama geri döndüğünde küsmemiş memleketine; gelmiş buraya bu çeşmeyi, az öteye de camiyi dikmiş. Bu çeşme, kervan geçen yolların gözbebeğiydi vaktiyle."
Miri Miran: Bir Unvandan Fazlası
Çeşmenin üzerinde yer alan "Miri Miran Esseyyid Ahmed Mıdıkzade" ibaresi, tarihçiler için büyük önem taşıyor. "Miri Miran" yani Beylerbeyi unvanı, Ahmed Bey’in sadece bir aşiret lideri olmadığını, Osmanlı idari yapısında eyalet yöneticisi düzeyinde çok yüksek bir makama sahip olduğunu kanıtlıyor. Kitabedeki "İçenlere olsun Hayat" duası ise, üzerinden yaklaşık iki asır geçmesine rağmen hâlâ yankılanıyor.
Ahmed Bey’in Son Durağı: Selendi Çarta
Hayatı mücadeleler, imar faaliyetleri ve aşiret idaresiyle geçen Mıdıkzade Ahmed Bey, 1847 yılında hayata gözlerini yummuştur. Ahmed Bey’in izini sürdüğümüzde, son durağının doğup büyüdüğü topraklar olduğunu görüyoruz.
Mıdıkzade Ahmed Bey’in mezarı, Manisa Selendi’de bulunan Çarta (bugünkü adıyla Mıdıklı) mahallesindeki aile kabristanlığında yer almaktadır. Bugün bu mezar, hem bir aşiret reisinin hem de bir hayırseverin sessiz istirahatgâhı olarak Kızılkeçili Yörüklerinin tarihsel hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Siz de bu tarihi mirasa tanıklık etmek isterseniz, Beylerhan yoluna düştüğünüzde Goca Çeşme’den bir yudum su içmeyi ve Ahmed Bey’in ruhuna bir Fatiha göndermeyi unutmayın.